960 Üye online![]() |
|
Ali KARACA Gönderdi. |
Küllü Köyü Coğrafyası
Küllü Köyü Kayseri’nin batısında Kızılırmak üzerinde patlıcanı ve kuru fasulyesi ile ünlü bir köydür..Kayseri-Ankara karayolu 27nci kilometresinden sonra 13km içerde yer almaktadır.İncesu ilçesine bağlı olup ilçeye uzaklığı 24km dir.Yerleşim yeri 1969 yılına kadar derenin içinde bulunmaktaydı ve sürekli sel baskınlarından dolayı afet bölgesi ilan edilerek 1975 yılına kadar İmar İskan Bakanlığının katkılarıyla harman yeri olarak bilinen şu anki yerleşim yerine taşınmıştır. Eski köydeki evler yıkılarak harabe olmuştur.Köyün doğusunda Tahirini Köyü Batısında Bozca, Bayramhacı köyleri ve Avanos, Kuzeyinde Yuvalı, Kaş koyleri ve Himmetdede kasabası, Güneyinde Karahöyük,Üçkuyu köyleri ve İncesu ilçesi yer almaktadır.
Köyün arazisi fazla olmamakla beraber taşlı ve engebelidir.Kızılırmak kıyısında sulu tarıma elverişli bahçeleri vardır. Meyve ve sebze yertiştirilir. Kızılırmaktan sulanan bu alanlarda yetişen ceviz, patlıcan ve kuru fasulyesi meşhurdur. Koy arazisi pancar ekimine elverişli olmadığından tahıl üretimi yapılmaktadır çok verimli tarım yapıldığı söylenemez.
Küllü Köyü Tarihi
Köyün tarihi hakkında tam bilgi olmamakla beraber 1071 yılında Alparslan tarafından Anadolu’nun kapıları Türklere açıldıktan sonra Oğuz boyundan bir Türkmen kabilesinin bu bölgeye yerleştği rivayet edilmektedir.Rivayetlere göre köyün en eski yerleşim yeri Dedeyeri denilen eski mezarlık ve aşağı harman bölgesi olarak bilinmekte daha sonra Pınarbaşı mevki yerleşim yeri olarak seçilmiş fakat yılanların yerleşim yerine saldırısından dolayı bu bölgeden de taşınılarak şu anki eski köy girişinde bulunan Kısık mevkiinde ki mağaralra yerleşilmiş uzun bir süre bu mağaralarda yaşayan halk daha sonra dere içine doğru genişleyerek yeni evler yaparak mağara hayatından normal hayata geçmiş ve bu mağaraları ahır samanlık tahıl ve erzak deposu olarak kullanmışlardır..Bu geçiş dönemine kadar köy halkının Rum olduğu sanılmaktadır.Bu geçiş döneminin 11 yüz yılda (1071) Türklerin Anadolu’ya girmesiyle başladığı köyün o zamana kadar bağ bahçe işleriyle uğraştığı ve hayvancılığın Türkmenlerle bu bölgeye geldiği rivayet edilmektedir.Köyün araştırılmaya değer oldukça eski bir tarihi olmasına rağmen bu konuda resmi bir araştırma yada kazı yapılmamıştır.
Köyün güneyinden ipek yolu geçtiği bilinmektedir.Uluyol olarak bilinen bu yol Avanos Saruhan tarafından gelip köyün arazisi içinden geçerek Kayseri’ye uzanmaktadır. Kervan kayaları olarak adlandırılan mevki de bulunan kayaların hikayesi ise şu şekilde rivayet edilmektedir. Kervancılık yapmaktan usanan bir kervan, ahalisi ile birlikte bu bölgeden geçerken şu şekilde Allah (C.C) ne yakarırlar “Allah’ım artık bıktık usandık bu halimizden bizi ya kuş yap ya taş yap” derler. Bu yakarışları yaratan bir isyan olarak takdir eder ve kervan hayvanları ve insanlarıyla birlikte oracıkta taş oluverirler.
Bahaeddin Çelebi Hazretlerinin 1300 lü yıllarda Küllü köyünde yaşadığı bilinmektedir. Anadolu evliyalarından olan Bahaeddin Çelebi Hz retleri bu köyün halkından olup kavun karpuz yetiştirdiği Hızır Aleyhisselam ve Hacı Bektaşi Veli nin kendisini ziyaret ettikten sonra kalp gözünün açılarak erenler safına geçtiği ve Bostancı Baba olarak anıldığı rivayet olunmaktadır. Bu zatın mezarına köy halkı eskiden beri hürmet göstermiş mezarının bulunduğu bölgeyi duvarla ihata ederek yoldan ayırmış ve bu yoldan geçerken ruhuna fatiha okumayı adet haline getirmişlerdir.Daha sonra mezarının bulunduğu bölgeye türbesi yapılarak ziyarete açılmıştır.
Köyün bilinen tek kayıtlı tarihi belgesi kayseri Ticaret odasının yayınladığı Kayseri Temettuat Defteri II adlı kitapta 1834 yılındaki Kayseri ili ile nahiyeler ve köylerindeki vergi mükelleflerinin yayınlandığı belgedir. Bu kayıtlara göre köyün o zamanki adının Güllü Köyü olduğu ve 24 kişinin tarla arsa bağ ve bahçelerinin vergilerini ödediği görülmektedir. 1834 yılında vergi memuru Mehmet İzzet Bey tarafından hazırlanan bu belge Osmanlı İmparatorluğuna Kayseri Sancağı tarafından sunulan emlak beyannamesi niteliğindedir.
Dil ve Şive
Köy halkı hiç katkısız ve İstanbul lisanına yakın bir Türkçe kullanır. Bazen harfler farklı telaffuz edilir; (e) yerine (i), (k) harfi yerine de (g) harfi kullanırlar. Mesela peşin kelimesini pişin, sel kelimesini sil, veresiye kelimesini viresi şeklinde telâffuz ederler. Diğer tüm terimler özbeöz Türkçedir.. Kadınlar arasındaki temaslarda ise birbirlerine karşı yahu veya kardeşim yerine kele diye hitap ederler. Eşleri için ise kocam veya kocanız yerine kişim veya kişiniz tabirini kullanırlar. (R) ve (S) ile bağlayan kelimelerin önüne (İ) veya (I) harfi getirilerek telaffuz edilir Ramazan : Iramazan Recep : İrecep Rahime:: İrahme olarak telaffuz edilir.
Örf ve Âdetler
Küllü köyü , yeknesak bir örf ve âdete sahiptir. Bütün köy halkı aynı âdetlerin tesiri altındadır. Cemiyeti ayakta tutacak kadar kuvvetli olan ayıp ve günah, bu bölgede de tam olarak hâkimdir. Kanunca suç sayılmayan birçok cemiyet suçları işte bu sayede hemen hiç işlenmez. Boşanmak kanun için de suç sayılmadığı gibi bir hak iken burada bir kadın bir kere evlenir. Kocası ne kadar geçimsiz olursa olsun onunla geçinme çarelerini bulur. Onunla ölünceye kadar ünsiyet eder. El âlemin dilinden kurtulma gayreti sayesinde ne zina ne livata ne de boşanma olur. Bu küçük köyde boşanma hadisesine şahit olunmaz. Fuhşiyat ise katiyen bulunmaz, yardımlaşma sureti ile en ağır işler kolayca halledilir. Pekmez kaynatma, Bulgur kaynatma ve yufka ekmek açma işleri komşuların birbirleriyle yardımlaşma içinde yapıldığından şenlik havasında geçer. Köy halkı birbirine yardım etmeyi sever.
Bayramlarda ziyaretler yapılır. Herkes en yeni elbiselerini giyinir. Arefe günü topluca mezar ziyareti ve Yasin_i Şerif okunması gelenek halini almıştır.Köy halkı hayrı sever Ramazan ayı içinde durumu iyi olan aileler yemek daveti vererek toplu iftarları gelenek haline getirmişlerdir.Herkes birbirine daima hayır dua eder. “Ömrün uzun olsun, berhudar ol, akıbetin hayır olsun, birin bin olsun” gibi duaları sık kullanırlar.
Küllü de Yemekler
Köyde halk kışlık olarak azık hazırlar. Her ev kendine göre evinin bulgurunu kaynatır buna hedik kaynatma da denir, soku da toplu olarak bulgur ve yarma döverler (bu bazı yerlerde setende çekme olarak yapılır) el değirmeninde yada kollu değirmende çekerler. Ununu, bulgurunu düğücüğünü ayırır. Hepsini cins cins yerine koyar. Tarhana yapar. Arı ununu öğütüp mantılık makarnalık ayırır; eriştesini keser, kavurur, kaldırır. İki koca koyun besler. Onları kesip sızgıt yapıp çömleklere doldurur. Yaprak zamanı bağdan yaprak toplayıp dizer, kurutur. Patlıcan kurutur. Madımak toplar, kurutur. Kış için hazırlığını yapar. Evinde bir ineği vardır. Sütü, yoğurdu buradan gelir. Pekmezi, kuru üzümü bağından gelen üzümden temin eder ve dolu bucak kışa girer. Kış gelince bunları yavaş yavaş bitirmeye çalışır.
Yemekler; bulgur çorbası, tarhana çorbası, un çorbası, topak aşıdır.
Pilavlar; bulgur pilavı, düğü pilavı, erişte pilavıdır.
Mantılar; sıkma mantı, etli mantı, soğanlı mantı, boş mantı, peynirli mantı, patatesli mantı tepsi mantı, yağ mantısıdır.
Sarmalar; yaprak ve lahana sarmasıdır.
Dolmalar; kabak dolması, patlıcan dolması, biber dolmasıdır.
Makarnalar; yoğurtlu makarna, peynirli makarnadır.
Nohut yahnisi ve kuru fasulye çömlekte yapılır ve çömlek baklası denir.
Tatlılar; hamur tatlılarının envaisi yapılır ve pekmezle yapılan dolazdır.
Pekmez Kaynatma
Güz gelip bağ bozumu başlayınca yine köylü her yerde beraberdir. Bağ komşuları güle oynaya yarenliklerle üzüm kesmeye başlarlar. Bütün üzümler kesildikten sonra küfelerle şırahanelere (şirane de denir) taşınır. Şırahanelere dökülen üzümler, güzelce yıkanan çizmeler giyilerek Bismillah deyip başlanır ezilmeye. Üzümler erkekler tarafından çiğnenerek ezilir.Şırahane kuyusuna ezilen üzüm suyu dolmaya başlar, kadınlar şırahane kuyusunda biriken üzüm suyunu, ocağı çatılıp etrafı çamurla sıvanan kazanlara süzerek doldurulur. Kazan dolunca pekmez toprağı katılır karıştırılır. Pekmez toprağı Yemliha kasabasında bolca bulunur. Pekmez toprağı katılmazsa pekmez ekşimtrak bir tad alır. Pekmez toprağı pekmezde ki bu ekşimtrak burukluğu alır. Pekmez toprağı katılan üzüm suyu el yakacak kadar ısınana kadar altı yakılıp harlandıktan sonra ateşi kesilir. Köpüğünü yiyene kadar durulmaya bırakılır. Bir müddet sonra dibinde çökelti oluşmuş şıramız berrak ve su gibi duru bir şekilde kaynatılmaya hazırdır. Kazandan saplı tavalarla çökeltisi kaldırılmadan (bulandırılmadan) alınan şıra tekrar tülbentle süzülerek pekmez ilahanına doldurulur. Artık altı bolca yakılan kazanda pekmez kaynamaya başlar. Pekmez kazanın dibine çöken toprak ve üzüm kalıntıları kıl torbaya doldurularak asılır ve ağırlık bağlanarak altındaki leğene süzülümesi sağlanır. Buna damlama şırası denir ve bundan sirke yapılır, damlama şırasından yapılan sirkenin tadına doyum olmaz. Pekmez koyulaşıncaya kadar kaynatılmaya devam eder. Koyuluğu kaynayan pekmezden bir miktar alınarak tabağa konulur ve tabağa yayılmasına bakılarak karar verilir, su gibi dağılmamalı tabağa yavaşça yayılmalıdır. Pekmez tamamlanmaya yakın, güzelce yıkanan ve tüyleri sıyrılan ayvalar pekmez kazanına atılır bu arada altına patates ve çevizler küllere gömülerek pişirilir. Pekmez kaynayıp indirildikten sonra soğumaya bırakılır pekmez soğurken içinden alınan ayvalar tabaklara konur patatesler çıkarılır patatesler sıcağı soğumadan üflenerek yenir üstüne de pekmez kazanında pişmiş ayvalar pişmiş cevizlerle afiyetle yenilince bütün günün yorgunluğu bir anda gidiverir. İkinci kazan ocağa konur ve devam edilir pekmez kaynatma gece geç saatlere kadar devam eder. Bütün aile hatta konu komşularda katılınca pekmez kaynatma şölene döner yardımlaşma ile pekmez kaynatma eğlenceye döner. Pekmez kazanının başında yarenlikler verilir eski hikayeler anlatılır. Miktarı da kazan indirme sayısı olarak söylenir. Kaç indirim pekmeziniz oldu diye sorarlar üç indirim beş indirim gibi söylenir. Bir indirim pekmez yaklaşık 4-5 saat sürer ve yaklaşık 25-30 kg civarındadır.
Bulgur ( Hedik) Kaynatma
O yılın mahsulü olan en iyi buğday seçilir leğene su doldurulur. İçine aldığı kadar buğday dökülür. Leğenin üstüne bir oklava uzatılır, onun üstüne de bir kalbur konur. Kalbura alabildiği kadar buğday konulup suya daldırılıp daldırılıp çıkarılır. Bu suretle hem buğday yıkanır hem de taşları kalburun altına çöker. Avuç ile temiz buğday alınır. Tekrar daldırılır. Bu ameliyeye devam olunur. Kalburdaki buğday bitince tabana çöken taşlar atılır. Bu suretle buğday yıkanır, arınır. Kurutmak üzere komşulardan toplanıp güneşe serilen kilimyada savan üstüne dökülür. Akşama kadar kurur. Ertesi günü bir ocak yakılıp üstüne büyük bir pekmez leğeni konulur. Buğday doldurulur. Ocağın altı yakılır, pişer hedik olur. Birer tabak komşulara dağıtılır. Herkes yiyebildiği kadar yer. Çok nefis olur. Güneşe yine serilir, iki gün günlendirilir. Bir taraftan da karıştırılır. Tam kuruyunca çuvallara yeniden doldurularak soku da dövülmek için bekletilir.
Köy halkının çoğunlüğu kaynatma ve kurutmayı tamamladıktan sonra tokmaklar çekilerek soku başı yapılır.Soku seten taşından yapılmış tandır şeklindedir etrafı temizlenip savanlar serilir, soku taşının içine kaynatılıp kurutulmuş buğday ıslatılarak doldurulur ve höbek gibi yığılır Gençler tokmağını alarak sokunun etrafında daire oluştururlar ve sırayla tokmaklar soku taşının içindeki buğdaya sallanır tokmak altında kalan tokmak sahibi ve tokmak kıranlar cezalandırılır.Tokmakla dövme işlemi kaynamış buğday kabuğunu bırakana kadar devam eder bu şekilde orda hazır olan herkesin buğdayı dövülür dövme işi sonunda soku başında verilen yemek afiyetle güle oynaşa yenilir. Dövülen bulgur güneşte iki saat kalınca kurur. Savrulur, kepeği çıkar, taşı ekmek tahtaları üzerinde temizlenir. Çuvallara doldurup değirmenin gelmesi beklenir kollu değirmenle çekilir değirmenci sırayla evleri gezerek herkesin bulgurunu çeker.. Bu günler bulgur kaynatma günleri olarak adlandırılır ve bir şenlik havası yaşanır.Hatta eskiler bazı olayları anlatırken bulgurlar kaynarken diye tarih verir. Bulgur çekiminden sonra savrulur kaba ve ince eleklerde elenerek. düğü, bulgur birbirinden ayrılır. Bulgur ve düğüler ayrı ayrı küplere konularak kışın yenilmek üzere kaldırılır.
Erişte Kesimi, Makarna
Buğday yıkanıp kurutulduktan sonra değirmene yollanıp gayet ince bir şekilde öğütülür. Eve gelir ve ince elekten elenir. Hamur, yumurta ile karıştırılarak çok koyu ve katı bir şekilde yoğrulur. Sabaha kadar dinlenir. Sabahleyin komşu kadınlardan bıçağını alan gelir. Bir taraftan oklavalar yufkanın kalını şekilde açılır, bir taraftan da kesici hanımlar bir milim kalınlığında ve üç santim uzunluğunda keserler. Kesilen bir taraftan güneşe taşınır. Yeteri kadar erişte kesilince makarna kesilmeye başlanır. Bu da kendine ait olan kurutma yerine götürülür. Kurutulur. Makarna toplanıp kabına konar ama erişte tandır yakılarak yufka sacının üzerinde kavrulur. Soğutulur, yerlerine kaldırılır. İkisi de yemek yapılmaya hazır hale gelmişlerdir.
class="MsoBodyTextIndent" "MARGIN-LEFT: 0pt; mso-pagination: widow-orphan">Bulgur Çorbası
Tandır yahut ocak yanarken erkenden üzerine tencereye yeteri kadar su doldurulup altı yakılır. Kaynayan suyun tuzu atılır. Yeteri kadar bulgur da ilave edilir. Pişinceye kadar kaynar. Ocakta veya tandırda bir tavanın içine konan bir kaşık yağ yanınca içine bir kaşık dolusu nane atılıp kızartılıp çorbaya dökülür. Okula gidecekler, işine gidecekler hemen sofraya oturur. Tandıra bir de yufka gevretilerek içine doğranır. Tam bir paşa yemeği olmuştur. Yufka peynirle dürüm yapılıp çorba kaşıklanır. Herkes güle oynaya işine dağılır.
Tarhana Çorbası
Üç yahut dört diş kuru tarhana akşamdan ıslatılır. Sabah erken tandırın üzerine tencere ile konur. Su ısınınca evin hanımı elini sokup tarhanayı özemeye başlar ve çömçe (büyük kaşık) ile kaynayıncaya kadar durmadan karıştırır. Kaynayınca bir tepsiye bir yufka ufalanıp üzerine bir iki kaşık çorba dökülüp tirit yapılır. Çorba ocakta kaynarken herkes tiridi kapışarak yer, lezzetine doyum olmaz.
Un Çorbası
Erişte büyüklüğünde kesilen incecik dilimler kaynar suyun içine atılıp bir müddet kaynatılır, köpüğü alınıp yakılan naneli yağ üzerine dökülerek servis yapılır. Servis deyince aklınıza elbette bugünkü manadaki servis gelmektedir. Bizim servisimiz o değildir. Sini üzerine konulan büyük leğençeye dökülür. Yufkalar sininin etrafına düzülür. Besmeleyi çeken kaşığa yapışır. Eğer kaşık noksan ise değişerek idare edilir. Ve hemen ‘dokuz Abdal bir kaşıkla geçinmiş de kaşık şakırtısından eşeklerini kurt yemiş de duymamışlar ‘ diye bir fıkra anlatılır, gülüşerek kaşıklar şakırdatılır.
Topak Aşı (Şaştım Aşı)
Düğünün incesi ile arı un karıştırılarak iyice yoğrulur. Sonra fındık büyüklüğünde ve avucun ortasında yuvarlanıp topak halini alır. Tencerede iyice kaynatılan nohutlar pişince üzerine o topaklar salınır. İyice kaynatılır. Bir taraftan da incecik kıyılan bir baş soğan yağda kızartılarak çorbaya dökülür ve iştiha ile yenilir.
Bulgur Pilavı
Bulgur pilavı millî yemeklerimizden olduğu için nasıl bir nimet olduğunu herkes bilir. Onun için, erişte pilavını tarif edeceğim. Kaynayan suya aile adedine göre erişte salınır. Tabii tuzunda suya atılır. Pişinceye kadar kaynar, indirilip suyu kevgirden iyice süzülür. Tavada eritilen sade yağı veya tereyağı üzerine dökülür. Tahta kaşıklarla kapışarak yenilir.
Gendime Pilavı
Bulgur için setenlenen ve kepeği alınan buğdaydan bir miktar ayrılıp el değirmeninde çekilir. Buna yarma denilir. Sabahleyin tandır indirilince yemek çömleğine bir miktar sızgıt bir kaşık salça ayıklanmış ve ıslatılmış bir avuç nohut, bir baş soğan doğranarak atılıp üzerine de bir sahan yarma konulup tandıra indirilir. Kuşluk vakti tuzuna bakılıp, bir miktar daha yağ ilave edilip pişmeye terk edilir. Akşam iskemle sofrasının üzerine konulan sininin üstüne konulan bir tepsinin içine dökülür. Yemekle doyulmaz.
Mantılar
Mantı, kıyma ile, yalnız soğanla, patatesle veya peynirle olmak üzere içine katılan kimyaya göre isim alır. Et evvela satır ile bir et kütüğü üzerinde iyice dövülerek kıyılır, içine iki baş da soğan doğranarak satırla dövülür. Tuzu, biberi atılır, kıyma hazırdır. Arı undan bir leğençeye yeteri kadar un konulup çok katı olarak yoğrulur. Ekmek tahtası üzerine bezi yapılır. Oklava ile orta kalınlıkta açılır. Oklavanın iki ucundan tutularak katlanır. Bıçakla üç santim eninde ve uzununda kareler halinde doğranır. Bir veya iki hanım her kareyi tek tek eline alıp içine kıyma doldurulup köşelerini birbirine yapıştırır. Tencerede kaynayan suyun tuzu atılıp mantılar içine dökülür. İki taşım kaynadıktan sonra indirilir. Yağı salçası yapılıp süzülen mantının üzerine dökülür. Sarımsaklı torba yoğurdu özenerek servise ilave edilir. Zahmetli lakin leziz ve besleyicidir. Peynirli mantı ise 5 santimlik kareler hâlinde kesilir. İçine taze nane, kıyılmış peynir doldurulup bir ucu aksi uca kavuşturulup yapıştırılır. Üçgen biçimindeki mantılar pişmeye hazırdır. Patatesli mantı ise aynen peynirli mantı gibidir, haşlanmış patates iyice yoğrulur. İçine bir baş soğan incecik kıyılarak atılır ve hamurun içi doldurulur. O da pişmeye hazırdır.
Yaprak Sarması
Mayıs ayının sonlarına doğru her ev bir gayret içine girer. Bağlara gidip eldeş ve karaburcu çubuklarının yapraklarını toplarlar. Diğer yaprakların arkaları ince tüylü olduğu için onları toplamazlar, eve getirip ipliğe dizip kurutulur, hemen o gün bir parçası sıcak suda haşlanıp soğumaya bırakılır. Bir parça kıyma ya da sızgıt, bir baş soğan, bir parça dereotu iki yalın avuç bulgur, salça ve tuz karıştırılıp soğumaya bırakılan yapraktan bir tek adet alınıp içine bu kıymadan konularak dört başı toplanıp sigara gibi sarılıp tencereye dizilir. Ocağa konulup altı yakılır ipe dizilen ise kış azığıdır. Kışın da ipten bir parça sıcak suya batırılıp sarılır veya kuru yaprak öfelenerek ezilir, yemek çömleğine konulan bir avuç bulgur ile yağı tuzu ve salçası ilave edilip tandıra indirilir. Akşama yemek hazırdır.
Makarnalar
Nasıl kesildiğini ve şeklini evvelki bahislerde anlatmaya çalışmıştık. Kaynayan suyun içine güzden kesilmiş hazırlanmış olan kesilmiş makarnadan yeteri kadar atılıp kaynatılır, indirilip üzerine bir parça soğuk su ilave edilerek süzülür. Yarı sulu olana yoğurt, (sarımsaklı) ilave edilir. Peynir ilave edilip peynirli makarna suyu tam süzülene ezilmiş iç ceviz veya dövülmüş kabak çekirdeği atılır. Yağ, salça tavada yakılıp makarna üzerine gezdirilir. Yoğurt dökülen yoğurtlu, peynir atılana peynirli, ceviz atılana cevizli, çekirdek atılana da çekirdekli makarna denilir. Hepsi de her ailenin can dostudur. Çok sevilir ve sayılır yemeklerdendir.
Yahniler
Köyümüzün yemeklerinden meşhur yahniyi tarif edeceğiz. Âcizane maksadımız yemek dersi vermek değil, köyümüzün belirli yemeklerini buraya aktarmaktır. Bu da tandır yemeğidir. Yemek çömleğinin içine güzden kesilip eti sızgıt yapılıp kemikleri kurutulmuş olan koyun kemiğinden irice bir parça kırılıp çömleğe yerleştirilir. Üzerine bir miktar nohut, bir miktar yağ, bir miktar salça konularak tandıra indirilir. Akşama kadar pişen yemek akşam çıkarılıp tandırın üzerine tepsiye dökülür. Sabahtan sulanmış, suyu alınmış yufka dürüm yapılıp kaşıklanır.
Aynı şekilde kuru fasulyede pişirilir bunu da yemelere doyum olmaz.
Dolaz
Büyük bir misafir ya da utandık birisi gelince evin hanımı hemen mutfağa koşar. Tavaya sade yağı doldurup üzerine incecik unu yavaş yavaş yedirir. Tam kavrulunca pekmez ilave edip pişirmeye başlar. İyice pişince bir açık sahana çıkarıp kaşığın arkasıyla sahanın içine yayar. Bir kaşıkla bastırıp çukurlar açar. Sade yağ bu çukurlara dolar. Eğer sofra verecekse sofradan sonra, vermeyecekse bir sini üzerinde misafirlere ikram edilir.
Köyümüzde İnanışlar ve Hurafeler
Diş Mıhlaması
Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler. Diş ilacının bulunmadığı zamanlarda iyi bir ilaçtı. Dişi ağrıyan hocaya koşar, “ölüyorum hocam, aman kurtar” der. Hoca Efendi bir kâğıdın üzerine ya şem’un yazar. Zira diş mıhlamasının güya duası budur. Yani ey, şem’un demektir. Dişi ağrıyan kâğıdı getirip kapısının arkası ve üst tarafına bir çivi ile çakar. Tabi hemen dişinin ağrısı da kesilir. Hoca olmaz böyle şey dese, gittim de bana bir nüsha yazmadı diye kırılacak, kızacak ve küsecek. Hocaya gittim, bana nüsha yazdı, dişimin ağrısı geçecek diye inandığı için ruhi psikolojik bir tedavi ile, inanç ile dişinin ağrısı geçerdi. Başka yapılacak bir şey de yoktu. İyi olmasa elden ne gelir. Nüshanın tesiri ile değil de maneviyat tedavisi veya takviyesi suretiyle kurtuluş yolu idi.
Kurt Ağzı Bağlatma
Eşeğini veya ineğini, koyununu kaybeden, bulamayan akşam hocaya koşar. Elinde ya bir bağ bıçağı veya bir büyük çakı vardır. Hocaya yalvarır: “Aman hocam, eşeği kaybettim, ayaklarım şişti, aradım bulamadım, kurt yiyecek fakirim, bir kurtağzı bağla” diye sızlanır. Hoca efendi olmaz dese hemen “amma da kötü adam, bir kurtağzı bağlamadı” diyecektir, işte bundan kurtulmak için bıçak üstüne Nas suresini okur ve bıçağın ağzını kapatır. Eşeği kayıp olana verir. Artık kurtların ağzını kapattığı için hiçbir kurt eşeğine zarar vermeyecek inancıyla rahat rahat uykusunu uyur. Kurtağzı bağlamasa hem hoca kötü adam olacak, hem de kendi o gece rahat uyuyamayacaktı. Bu da ruhen tedavi aracı olmaz mı?
Gece Tırnak Kesmek
Saç nasıl insan vücuduna yapışıp büyüyorsa tırnağın da bu şekilde insan vücudunda büyüdüğü ve tahribat yaptığı söylenir. İdare lambasının altında kesilen tırnağın parçaları da görülmeden etrafa sıçrar, muhtelif yollarla insan vücuduna girer ve tahribat yapar korkusu ile gece tırnak kesmek günah denmiştir. Bir ara ayıp ile günahın, ceza kanunları kadar cemiyeti koruduğunu yazmıştık. Bu bahiste de günah korkusu ile tırnağın vereceği zararın önlenmesine çalışılmış olsa gerek. Koca bir gündüz dururken ille ben gece tırnak keseceğim diye ısrarda ne fayda vardır. Kesilirse zararı meydanda, kesilmezse zararı ne olabilir aranması gerekir. Zarif aydınlıkta tırnağı kesince kesilmesi olmadık yara yapar, yapanı işinden alı koyar.
Gece Aynaya Bakmak
Ben gece aynaya bakmanın mazarratlarını biliyorum ancak bu bahsi burada yazamayacağım. Bakılmasa daha iyi olur. Zaruret olmadan aynanın karşısına geçip bir o yana bir bu yana kırıtmakta ne faide olabilir. İnsanın hayallerini saptırır.
Ceviz Ağacı Altında Yatmak
Ceviz ağacının iyot neşrettiği bilinen bir gerçektir. İyot ise insana zararlıdır. Ceviz ağacı altında yatanın bir türlü başını kaldıramadığı, devamlı uyumak istediği, fakat bir türlü ayılamadığı, sarhoş gibi başının döndüğü söylenir. Ayrıca ulu ağaçlara yıldırım düşer. Hangi sebepten olursa olsun insanları korumak için günah denmiştir. Yatan yatar.
Şirinlik Nushası
Geçimi iyi olmayan karı veya kocadan birisi nüsha yazana iltica eder. Bir ayet bir kâğıda yazılıp verilir. Aslında hiçbir hoca nüsha yazmaz, nüsha yazanlar ayrıdır. Nüshayı alan onu üzerinde taşımaya başlar, ben nüsha aldım diye eski fena huylarını terk eder, kocasına hoş görünmeye başlar. Geçimleri düzelir. Evvelden o kötü huylarını terk etse nüshaya gerek bile yoktu. Güya nüsha tesir etti zannedilir. Aslında kendisi kötülüğü bırakmış iyi olmuştur da ondan geçimleri düzelmiştir.
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
yenice köyü
Harabakayış Köyünün tanımı
Daha önce bağlısı bulunduğumuz, Harabakayış Köyü'nün 1880 yılından
Köy Resimlerimiz
Köyümüzün camissinden bir görüntü.
Köyümüz
Köyün adı köyün ilk kuruldugu yıllarda köyün altında bulunan kocaçayın kıvrımla

Raylı sistem araçları, depolama alanına gelmeye devam ediyor.
|
CEP Telefonu Kayseri Programı... |
![]() |
Bu habere ilk yorumu yapmak için »